Türkiye Sosyal Forumu’nun Ardından

05.10.2006

Farklı gündemleriyle bir araya gelerek birbirlerini anlamaya ve tanımaya çalışan örgütlerin dayanışma ruhuyla bütün sömürü biçimlerini açık edip çözümler ürettikleri forumda Lambda “Eşcinsel, Biseksüel, Travesti ve Transseksüellerin Sorunları” başlıklı atölye çalışmasıyla yer aldı. 1 Ekim 2006 tarihinde yaptığımız bu etkinlikte kolaylaştırıcı M. Bawer Çakır’dı. Lambdaistanbul gönüllülerinden Demet Demir, Sedef Çakmak ve Yeşim Başaran’ın konuşmacı oldukları bu etkinlikte samimi bir ortamda oldukça verimli tartışmalar yaşandı.


Eşcinsellerin ve biseksüellerin sorunları Lambdaistanbul 2005’te İstanbul’da 393 eşcinsel ve biseksüelle yüzyüze görüşerek gerçekleştirdiği anket çalışmasının sonuçları üzerinden aktarıldı. “Ne Yanlış, Ne De Yalnızız!” isimli kitapta biraraya getirilen bu sonuçların bir özetini aşağıda bulabilirsiniz. Demet Demir ise travesti ve transseksüellerin karşılaştıkları şiddet biçimleri üzerinde durdu. Demet, polisin veya sivil halkın dışlama veya fiziksel şiddet içeren yaklaşımlarının yanısıra, kimse iş vermediği için seks işçiliği yapmak zorunda kalan travesti ve transseksüllerin çalışırken hiç bir güvencelerinin bulunmadığını, her ay neredeyse 1 kişinin öldüğü E-5 karayolunu artık “ölüm tarlaları” olarak isimlendirdiklerini anlattı. Bu tarz şiddetin yanısıra, yasal olarak eskiden “teşhircilik”, şimdi de “kabahat suçları” diye tanımlanan maddeden ötürü çok fazla para cezası ödemek zorunda kaldıklarından bahsetti. Polisin kasdi yanlışlarla doldurduğu belgelere dayanıp, kişinin kendisinin haberi olmadan sonuçlanan davalar nedeniyle pek çok arkadaşlarının para cezası ödemek zorunda kaldığını aktardı. Ülker Sokak, Eryaman gibi gayet örgütlü bir şekilde yerinden sürülme tehlikeleri ile yaşamak zorunda kaldıklarını paylaştı.


Sunumların ardından katılımcılarla birlikte tartışmalar yapıldı. Aktardığımız sorunlar arasında medyanın duruşundan bahsetmediğimizin altını çizen bir katılımcı, medyanın eşcinselliğe dönük önyargıları güçlendiren yaklaşımıyla aktif olarak mücadele edilmesi gerektiğini belirtti. Anket sonuçlarına göre öne çıkan sorunlardan biri de, konu hakkında önyargılı psikolog veya psikiyatristlerin tutumlarıyla ilgili yapılması gereken çalışmalardı. Özellikle ebtt (eşcinsel, biseksüel, travesti ve transseksüel) hareketinin diğer hareketlerle olan ilişkisi bağlamında heteroseksist bir kültürün neden var olduğu tartışıldı. Zaten her tür kimlikle ilgili ötekileştirme ve dışlama mekanizmalarıyla çevrili bu toplumda ebtt bireylere yönelik önyargıların da bunlardan bağımsız değerlendirilmemesi gerektiği belirtildi. Özellikle aile ideolojisi ve toplumsal cinsiyetin ebtt’nin dışlanmasına neden olduğu, ancak derinlemesine bir analize gidersek bağlantılarla ilgili oldukça çok çıkarım yapabileceğimiz belirtildi. Ebtt örgütleri olarak diğer örgütlerle ortaklaşma konusunda attığımız adımlara çok sıcak karşılıklar alamadığımız, bu konuda daha fazla çalışmamız gerektiğinden bahsedildi. Eşcinsellere yönelik dışlamanın bazen sessizlikle karşılaşabildiği, daha yolun başında olduğumuz söylendi. TSF’de böyle bir tartışmanın yapılıyor olmasının geleceğe dönük çok olumlu ve umut verici bir adım olduğu ifade edildi.


Eşcinsellere yönelik önyargılarla ilgili pek çok ayrıntıya değindiğimiz bu toplantıdan hepimiz geleceğe dair umutlarla ve yeni kurulmuş köprülerle ayrıldık.


Eşcinsellerin ve Biseksüellerin Sorunları, Araştırma Sonuçları:


Görüşülen kişi sayısı: 393


Cinsiyete göre dağılım: % 38 kadın, % 62 erkek


Neden ben


Eşcinsellik hakkında doğru bilgiye ulaşamdığı için olumsuz duygulara kapılanlar: % 56


Hissettiklerinin cinsellikle ilgisi olmadığını düşünenler: % 38


Cehenneme gideceğini düşünenler: % 32


Yalnız kalmaktan korkanlar: % 58


Düzeltebileceği bir özellik olarak görenler: % 31


Kendilerini heteroseksüel ilişkiler yaşamaya zorlayanlar: % 40


Biseksüelliğin kararsızlık olduğunu düşünenler: % 60


Eşcinsel olduğunu bildiği kişilerden uzak duranlar: % 33


Kimler biliyor


Yönelimlerini aile üyelerinden gizleyenler: % 83


Yönelimlerini akrabalarından gizleyenler: % 89


Yönelimlerini okul çevresinden gizleyenler: % 82


Yönelimlerini iş çevresinden gizleyenler: % 88


Açıldığımızda karşılaştığımız önyargılar


“Emin misin?” sorusuyla karşılaşanlar: % 66


“Psikologa/psikiyatra görün” önerisiyle karşılaşanlar: % 52


“Hiç onlara benzemiyorsun” yorumuyla karşılaşanlar: % 75


“Çocukluğunda çok mu sorun yaşadın?” sorusuyla karşılaşanlar: % 43


“Doğru insanı bulamamışsındır” yorumuyla karşılaşanlar: % 54


“Çocukluğunda tacize mi uğradın?” sorusuyla karşılaşanlar: % 44


“Nasıl sevişiyorsunuz?” sorusuyla karşılaşanlar: % 71


“Aktif misin, pasif misin?” sorusuyla karşılaşanlar: % 78


Konunun geçiştirilip susulmasıyla karşılaşanlar: % 50


Açılmamak da çözüm değil


Karşı cinsten sevgilisi varmış gibi rol yapmak zorunda kalanlar: % 63


Özel hayatıyla ilgili yalanlar söyleyip bunları takip etmek zorunda kalanlar: % 78


Evdeki eşcinsellikle ilgili kitapları saklamak zorunda kalanlar: % 76


Evlenme baskılarıyla karşılaşanlar: % 70


Zorla geneleve götürülen erkekler: % 10


Şiddet: Her yerden


Fiziksel şiddete uğrayanlar: % 23


Fiziksel şiddet öncelikle tanımadığımız kişilerden, ardından okul arkadaşlarından geliyor


Sosyal şiddete uğrayanlar: % 87


Sosyal şiddet öncelikle tanımadığımız kişilerden, sonra okul arkadaşları ve diğer arkadaş çevrelerinden geliyor


Kurumsal ayrımcılık


Psikolog veya psikiyatra gitmiş olanlar: % 55


Psikologa başkalarının istemesiyle/zoruyla gidenler: % 33


Gittikleri psikolog veya psikiyatr ile cinsel yönelimi hakkında konuşanlar: % 82


Psikologların olumsuz yaklaşımlarından en az biriyle karşılaşanlar (heteroseksüel olmaya zorlamak, kendisine anlatılan her şeyi cinsel yönelime bağlayarak dinlemek, ilaç tedavisine zorlamak, eşcinsellikle ilgili yetersiz bilgi sahibi olmak, eşcinselliği hastalık olarak görmek): % 67


Askerlikten muaf olma amacıyla başvuruda bulunanlar: 27 kişi


Anal muayene istenenler: % 62


Cinsel ilişki esnasında çekilmiş fotoğraf getirmesi istenenler: % 29


Rapor süreci esnasında aşağılayıcı ve alaycı davranışlarla karşılaşma oranı: % 57

Türkiye Sosyal Forumu’nun Ardından

Abdullah ANAR, bianet.org, 04.10.2006

http://www.bianet.org/2006/10/02/86016.htm#top


İlk defa yapıldığı göz önüne alınırsa 80 ayrı oturum başarılı organize edilmişti. En önemli eleştiri “Türkiye Sosyal Forumu mu yoksa Türkiye Sosyal Semineri mi?” oldu. Forumun Türkiye’de bu aşamaya gelmesi iyi, “bayrak yarışı” ise kötüydü.


BİA (İstanbul) – İlk “sosyal forum” sözlerini Fikret Başkaya’dan duydum. Prag sürecinde uluslararası eylemlilikleri izleme şansım olmuştu. Ancak bunu sürdürememiş ve “sosyal forum” diye bir olgunun var oluşunu kaçırmıştım.

Sonrasında “Dünya Sosyal Forum”u diye ortaya çıkan bu forumların Avrupa ayağının hem Selanik’teki hazırlık toplantısına, hem de Floransa’da toplantının kendisine katıldım.

Sosyal forumlar ibreleri halen yukarı olan yeni liberal hareketin yıkımına karşı gözle görülen tek muhalefet ve tek umut gibi görünüyordu.

Bu umudu Ankara’da ve İstanbul’da, Floransa öncesi ve sonrası bazı seminerlerde duyurmuş ancak var edememiştik. Bugün var olduğunu görmek beni sevindirdi ve heyecanlandırdı.

Öncelikle Türkiye’de bu umudu yeşertenlerin “ellerine sağlık demek” lazım. İlk defa yapıldığı göz önüne alınırsa 80 ayrı oturum başarılı bir şekilde organize edilmişti.

Çevirmenlerin gönüllü olduğu söylendi. Bunu da takdir etmeden “iyileme” kısmını kapatamam.

Mücadele anonim şirketleri

İyiler böyle. Peki ya kötüler? Sosyal forumda Kötü olan bir şey yoktu, aslında kötümserlik uyandırabilecek bazı sahneler vardı. Birinci sorunlu yaklaşım, “bayrak yarışı” idi. 100 üyesi olan grup 90 bayrak, 50 üyesi olan grup 40 bayrak getirmişti.

“Bir bayrak yarışıdır bu mücadele zaten” diyemedik çünkü bu bayraklar reklam ve imaj bayrakları idi.

Üzerinde partilerinin adları yazılı olan onlarca bayraklı insan sosyal forum stand alanını işgal etmiş görüntüsü veriyordu.

İmaj ve marka çalışmasını andıran bu bayraklı gruplar adeta “mücadelenizi bize getirin en iyi biz mücadele ederiz” reklam alt yazısına sahiptiler.

Bir ara iki gruptan birisi bayrağı bayrağı yukarı asınca diğeri daha da yukarı asmak için oldukça fazla enerji harcadı.

“Sınıfsız, sınırsız ve başka bir mücadelenin mümkün” olduğunu buradan onlara iletmek isterim.

Alternatif küreselleşme hareketi

Yeni sol ve/veya sosyal hareket tanımında Doğan Tarkan önemli bir ayrım yaptı ve dedi ki “Biz mücadele üretemeyiz. Mücadeleler kendi özneleri ile ortaya çıkar ve biz o mücadelelerin önünü açan eylemliliklerde bulunuruz. Biz sosyalistlere düşen budur…”

Bu sözlerin yanı sıra sosyal hareketlerin de artık toplumsal mücadelelerin önemli yapı taşları olduğunu Marksist bir parti başkanından duymak yeni bir solu inşa edecek yeni cümleleri duymaktı.

Aynı toplantıda Hayri Kozanoğlu “alternatif küresel hareket” ile “küreselleşme karşıtı hareket” terimlerinin farklılığını vurguladı.

Küreselleşme karşıtı hareketin ulusalcı ve milliyetçi unsurlarından ayrılarak alternatif küreselleşme adını aldığının altı çizildi.

Ancak diğer konuşmacılar bu gibi terminolojik ayrımı daha fazla önemseyemeyerek “küreselleşme karşıtı hareket” diyerek tartışmaya devam ettiler.

Oysa bu ayrım artık mücadelede olunan noktayı açıklamanın bir koşulu olarak önemli bir yerde duruyor diye düşünüyorum.

Sosyal Forum’mu Sosyal Seminer mi?

Pazar günü (1 Ekim) yapılan “sendikalaşma” konulu toplantının da en önemli eleştiri soru cümlesi “Türkiye Sosyal Forumu mu yoksa Türkiye Sosyal Semineri mi?” idi.

Buna neden ise iki saatlik konuşma süresinde izleyenlere zamanın ayrılmaması ya da çok az ayrılması oldu.

Bu eleştiriden sunum yapmış ve katılımcıları katamamış birisi olarak ben de üzerime düşen payı aldım.

Eleştiri haklı idi. Çünkü forum “uzmanlar resitali” olmamalı idi. Uzmanlar değil kolaylaştırıcılar yönetiminde tüm salon konuşacaktı ki forum formunda olsundu. Olamadı ama ben de dahil bu işi yeni öğreniyoruz diye düşünüyorum.

Tarık Ali’de buradaydı

Ayna korkusundan tanıdığım Tarık Ali’nin uzun konuşmaları zaman zaman toplantı ekseninden kaysa da oldukça bilgilendirici oldu.

Bu konuşmalardan en önemlisi yağmur suyunun dahi özelleştiği Arjantin deneyimi idi.

Arjantin halkının suyu özelleşince yağmur suyu dahi elde edemeyecek duruma gelişi sonra da su savaşçılarının bu ABD şirketini kovması dikkate alınması gereken önemli bir bilgi aktarımı oldu.

Ali’nin “ABD’nin İran’a saldırmaya cesaret edemeyeceği” cümlesi ilk önce Socialist Workers Party’den (SWP) Alex Callinicos’un tepkisine neden oldu.

Callinicos savaş karşıtı mücadelenin alsa böyle bir iyimserlikten hareket etmemesi gerektiğini ve İran’a saldırı olasılığını her mücadelesinde ele alması gerektiğini belirtti.

Sosyal forumun ilginçleri

Tek tipe karşı grupların tek tip giyinerek gelmesi, sınıfsız ve sınırsız toplum adına mücadele edenlerin ellerinde bayraklarla gezmesi en azından bana ilginç geldi.

Güzel olan İFSAK’ın fotoğraf sergisi, ilginç olan bu fotoğraf sergisine girişte fotoğraf yasağı konmuş olması idi.

Yaşam iyi ile kötünün arasında iyi kötü yaşanır. Sosyal forumun Türkiye’de bu aşamaya gelmesi iyi, “bayrak yarışı” ise kötüydü. İyi kötü bir ilki beraber yaşadık. Herkesin eline sağlık. (AA/EZÖ)

Otomatik Uyarı: Haber kaynaklarından alarak web sitemizde yayınladığımız haberler arşiv amaçlıdır. Haber metinlerini yayınlıyor olmamız, Lambdaistanbul'un yayınlanan tüm metinleri desteklediği anlamına gelmez.

Previous post:

Next post: