Eşcinsel gençlerde intihar eğilimi: tanımdan mı, deneyimden mi?

çev: pembedergi, pembedergi, 08.02.2010

Montreal’daki McGill Üniversitesinde yapılan araştırma sonuçları Şubat ayında Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry’de (Amerika Çocuk & Ergen Psikiyatri Akademisi Dergisi) yayınlandı. Araştırma sonuçları gerçek cinsel davranışlardan çok cinsel kimlik tanımlamasının intihar tehdidini arttırdığını belirledi.
Ruh sağlığı profesörleri uzun süredir gay, lezbiyen ve biseksüel (GLB) gençlerin daha sık psikolojik sorunlarla karşılaştığını ve bunların arasında intihar düşüncelerinin ve denemelerinin önemli bir yer tuttuğunun farkındaydı. Ancak, Montreal’daki McGill Üniversitesinin yaptığı bir araştırmaya göre esas risk faktörünün gerçek cinsel davranışlardan çok bireylerin kendini tanımlaması olduğu ortaya çıktı. Araştırma sonuçları Şubat ayında Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry’de (Amerika Çocuk & Ergen Psikiyatri Akademisi Dergisi) yayınlandı.


Araştırmacılar Montreal’daki 14 lisede yaklaşık 1,900 öğrenci üzerinde uyguladıkları ankette kendini gay, lezbiyen ya da biseksüel olarak tanımlayan ya da cinsel kimliklerinden emin olmayan gençlerin intihara daha meyilli olduğunu ortaya koydu. Kendi cinsi ile cinsel deneyim yaşayan – ancak kendini yine de heteroseksüel olarak gören gençlerde ise bu gözlenmedi. Bununla paralel olarak kendi cinsine çekilen ya da kendi cinsi ile deneyim yaşamış gençlerin büyük çoğunluğunun ise kendini hala heteroseksüel olarak tanımladıkları gözlendi.


“Bu sorunlu psikolojik durumlarda cinsel deneyim ile cinsel kimlik tanımlamasını ayıran ilk araştırma” diyor Lady Davis Institute for Medical Reasearch’ten (LDI) Dr.Brett Thombs.


McGill Üniversitesi Sağlık Merkezinden (MUHC) Dr.Richard Montoro ekliyor; “Kendi cinsine karşı cinsel çekim duyan ya da kendi cinsi ile cinsel deneyim yaşamış insanların çoğunun yine de kendilerini eşcinsel, lezbiyen ya da biseksüel olarak tanımlamadıklarını görmek ilginç. Bu insanlar kendilerini heteroseksüel olarak tanımlıyor. Kendini bu şekilde tanımlayan gençlerin kendini GLB olarak tanımlayanlardan daha az psikolojik sorun yaşadığını görüyoruz.”


McGill Üniversitesi’nde Dr.Thombs ile çalışan Yue Zhao ise başka bir konuya dikkat çekiyor. “Buradaki esas mesaj eşcinsel, lezbiyen ya da biseksüel öğrenciler üzerinde yaratılan baskının gerçek sorumlusunun birey ve toplum arasındaki arayüz olduğudur. Cinsel yönelimin üç bileşeni vardır. İlki cinsel kimlik, ki bu insanın yaşadığı topluma bağımlıdır; ikincisi cinsel çekim ya da fanteziler; üçüncüsü ise davranış. Daha önceki araştırmalar GLB gençlerin neden daha bunalımlı olduğunu açıklamıyordu.”


Dr.Karine Igartua şunları ekliyor; “Tüm bunlara göre klinikçiler artık sadece bireye ve onun cinsel kimliğine değil, bireyin yetiştiği ortama ve ortamda cinsel kimliklere nasıl bakıldığına eğilmeli.” Igartua ve Montoro Kanada’daki ilk eşcinsel sağlık merkezi olan McGill Üniversitesi Cinsel Kimlik Merkezinde çalışıyor.


Thombs son olarak şunu ekliyor; “Bulgularımıza göre toplumlardaki anti-eşcinsel söylemin ve intihar eğiliminin bağlantısı daha derinlemesine araştırılmalı.”


 Kaynak: Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry (Amerika Çocuk & Ergen Psikiyatri Akademisi Dergisi)


Pembe Dergi

Otomatik Uyarı: Haber kaynaklarından alarak web sitemizde yayınladığımız haberler arşiv amaçlıdır. Haber metinlerini yayınlıyor olmamız, Lambdaistanbul'un yayınlanan tüm metinleri desteklediği anlamına gelmez.

Previous post:

Next post: