Modayı takip etmek dilekçe yazmak gibidir..

Selahattin duman, Vatan, 13.06.2010

O dilekçenin içini de “Ben içinde bulunduğum utandırıcı statüden çıkıp, zenginlerin dünyasına yatay geçiş yapmak istiyorum.. Gereken işlemin yapılmasını saygılarımla arz ederim.. Modaya uygun kıyafetlerim, ayakkabılarım ve aksesuarlarım ektedir..” diye okumak lazım.. İşe yarar mı?
Orası belli etmez..

“Baharın geldiğini nereden bileyim? / Gül dikendedir, bülbül daldadır..” demeyeceksin..

Etrafına dikkatlice bakacaksın..

Özellikle nisa taifesine..

Lakıta kısmından (onlara kız da derler) başlayıp, umre zamanı gelmiş koca kadınlara kadar herkesin hallerini bir bir gözleyeceksin.. Kadınların ayakları açıldı mı bil ki bahar gelmiş, vakit yaza doğru yürüyor demektir..
Sakın haaa ! Yanlış anlaşılmasın..

Bu bir “ayak fetişizmi” yazısı değildir.. Kadın kısmının hallerine dair “ayaktan başlayan” kendince bir tespittir..

***

Doğru ya doğru.. Erkek kısmının kısm-ı umumisi güzel kadın ayağına bakmaktan hoşlanır.. Arada bir bunun aykırısı çıkmaz değildir.. O zaman da niyetten çok şartlara bakmak lazım..

Temsil.. Erken cumhuriyet dönemine yetişen romancı Hüseyin
Rahmi gibi..

Hazret kadın ayağının insan vücudunun en çirkin parçası olduğuna inanırdı..

İnanmaktan başka, romanlarındaki tasvirlere de katıp işi resmiyete dökmüştü..

Hangi romanıydı hatırlamıyorum.. “Siz hiç çıplak kadın ayağı gördünüz mü?” diye soruyordu..

Soru haklı ve mantığı var..

Devir kadının en moderninin feraceyle gezdiği, kafes arkasından dünyayı seyir ettiği devir..

Evdekilerin dışında, kadın denilen yaratığı görmek her erkek kula nasip olmuyor..

 PAVURYA GİBİ

Genç adam fesini kalıplamış, setre ceketini giymiş, elinde baston salına salına yürürken kafesin arkasından bir genç kızın sesi geliyor..

“Ay dadıcığım.. Elime marulun dikeni battı..”

Maksat beğendiği gence sesini duyurup, varlığından haberdar etmek..

Adam o sesi duyduğu andan itibaren iptâl oluyor.. Kendi kendine “Bu nasıl bir narin bedendir ki marulun çıkıntısından canı yanıyor?” diye düşünüp, o sesin sahibini hayalinde geliştiriyor..

Alın size umutsuz bir aşk..

Sonunda evlilik yoksa, aşk yüzünden ince hastalığa tutulup, imamın kayığına binmek kesin..

İşte romancı Hüseyin Rahmi’nin “Siz hiç çıplak kadın ayağı gördünüz mü?” diye sorduğu zamanlar bunlar..

Gören olduğuna ihtimal vermediği için cevabı da ekleştiriyor:

“Dünyanın en çirkin şeyi.. Kemik çıkıntıları ile pavuryaya benzeyen acayip bir şekil..”

Hüseyin Rahmi’yi kadın anatomisinden nefret ettiren o ayağın sahibi kimse öte tarafta Allah’tan bulsun..

Koç gibi romancının siciline “aykırı olabilir..” notunu düşürten de odur..

(O vakitler “Gay” lafı da olmadığından notlar katıksız Türkçe ile düşülüyordu..)

Biz kadın ayağı konusunda Hüseyin Rahmi Bey ile aynı fikirde değiliz..

Söylediklerimiz kadınların hallerine ve mevsime dair tespit niyetinedir.. Ana fikre dönelim..

Ne diyorduk?

Kadınlar ayaklarını serbest bıraktıkları zaman bilin ki bahar gelmiştir, diye başlamıştık..

Bu sefer bahar başka türlü geldi.. Kadın ayaklarında taşınan siyah bantlı bir çirkinlikle..

***

Adına “gladyatör modası” diyorlar, bir tür ayakkabı modeli varmış..

Düz tabanlı, ayak kamburu üzerindeki meşin parçadan çıkan bantların tabanla birleştiği bir tarz..

Sonra o bantlar bilekten itibaren halka halka diz altına kadar yükselip, bantlardan oluşan bir çizme görüntüsü veriyor..

Buna itirazımız yok..

Ancak kendini bilmez bir tasarımcı çıkmış.. Sözünü ettiğimiz “gladyatör modası” ayakkabılardan giderek yeni bir tür icat etmiş..

Bir taban, üzerine sığdırabildiğin kadar siyah bant..

O bandın incesi var, kalını var.. O tabanın da normali var.. Beş parmak kalınlığında olanı var..

Bir araya geldiklerinde müthiş bir çirkinlik oluşturuyorlar.. Adı da yeni ayakkabı modası..

 CEVAPSIZ SORU

Bir şeye “moda” sıfatını yapıştırdıktan sonra kadın milletini tutmak mümkün olur mu?

Yeryüzünde yapılmış hiçbir kanun bunu durduramadı.. Humeyni rejimi bile baş edemedi.. Bir şey moda ise kadın onu mutlaka deneyecektir..

Bu “bantlı ayakkabı” modası başlayınca da öyle oldu.. Her kadın kendince tedarikini yaptı..

Bir kadın “moda olan nesneyi” kendine uygularken “Bana yakıştı mı?” diye asla sormaz..

O nesneyi üzerine giyer.. Acaba başka kimlerde var, merakıyla kendini dışarıya salar..

Kızları o ayakkabıların üzerinde salınarak yürürken görüyorum..

Çirkini, güzeli, şişmanı, zayıfı, uzunu, kısası.. Fark etmiyor.. Hepsi ayaklarını bir şekilde sargıya almış, geziniyorlar.. Karşı karşıya geldiklerinde birbirlerinin ayaklarına bakıyorlar..

Buradan belli ki içlerinden “Bu salak ne diye bu ayakkabıyı giymiş? Hiç yakışmamış..” muhasebesi yapıyorlar..

Tabii karşı taraftan da aynı şey geliyor..

Suçu tek başına bu ayakkabıları tasarlayan modacılara atmayacağım..

Onların çoğu aykırı ve bilinç altlarında kadın düşmanlığı var.. Yani niyetleri bozuk olabilir..

Lakin yabancı dergileri de görüyorum..

O dergilerdeki bantlı ayakkabılar rengarenk.. Bizdeki gibi “siyah koli bandı” tutturmacası yok.. O yüzden onların bantlı ayakkabıları bizim kızların taşıdığı gibi felaket değil..

Hatta güzel bile..

***

Siyah bant merakını da araştırdım.. Seçenek kıtlığındanmış.. Deri dedin mi elin adamı her cinsini buluyor.. Bizimkilerin seçeneği bol değil..

O yüzden dayıyorlar siyah bandı..

Kızlar da ayaklarını paketlemek istemişler de bant yetmemiş gibi dolanıyorlar..

Bitirirken nisa taifesine “uyarı mahiyetinde” sesleniyorum..
Gözlerimize acıyıp bu çirkin modadan kendinizi biran önce kurtarın, Hüseyin Rahmi’yi haklı çıkarmayın..

Haaa ! Asıl niyet güzel, şık görünmek değil de o kara bantlı ayakkabıların parasını ödeyen erkekleri çileden çıkarmak ise devam!

Gazanız mübarek olsun..

Otomatik Uyarı: Haber kaynaklarından alarak web sitemizde yayınladığımız haberler arşiv amaçlıdır. Haber metinlerini yayınlıyor olmamız, Lambdaistanbul'un yayınlanan tüm metinleri desteklediği anlamına gelmez.

Previous post:

Next post: