Onur Yürüyüşüne Gittik

Onur Yürüyüşü Türkiye’de son 10 yılda bir çok insanın yıl boyunca gün sayarak beklediği çok özel bir etkinlik haline geldi. Biz bu yazıda LGBT Onur Yürüyüşü’nün yaşamımızdaki dönüştürücü etkisini paylaşmak istiyoruz. Önce biraz tarihçe:

Nereden Nereye
Türkiye’de kutlanmak istenen ilk Onur Haftası 1993 yılında İstanbul Valiliğince yasaklandı. Etkinliği organize eden kişiler örgütlenmeye başladılar. Sonucunda doğan Lambdaistanbul her yıl Onur Haftası’nı düzenlediği salon etkinlikleri ile düzenli olarak kutlar hale geldi. Bu kutlamaların sokağa taşması ise tam on yıl sonra, 2003’de gerçekleşti. İlk yürüyüş Lambdaistanbul’un o zamanki mekanının bulunduğu Terkos Çıkmazı’nda başladı; 40 kişilik, bir örnek tişört giymiş yürüyüşçülerin Mis Sokak’ta yaptığı basın açıklamasıyla sona erdi. Bu çıkışın ardından her yıl Haziran ayının sonu ile Temmuz ayına denk gelen haftada düzenlenen etkinliklerin son durağı Pazar günleri Taksim İstiklal Caddesi’nde yapılan LGBT Onur Yürüyüşü oldu.

Bir sonraki yürüyüş Lambdaistanbul’un yeni mekanının bulunduğu Küçükparmakkapı Sokak’ta başladı. Katılımcı sayısı bir önceki seneye göre azalmıştı. Kimi yürüyüşçüler İstiklal Caddesi boyunca karton koliler içinde yürüdüler. Galatasaray Meydanında okunan basın açıklaması eşliğinde “Dolaptan Çıkıyoruz” dediler ve içindeki bulundukları karton kolileri parçalayarak dışarı çıktılar.

2005 yılında yürüyüş yeni bir başlangıç noktası kazandı: Taksim Meydanı. Ellerinde dgökkuşağı bayrakları ve “Eşcinseliz Buradayız” gibi dövizler taşıyan katılımcılar takip eden yıllarda meydanı çok daha görkemli bir şekilde gökkuşağı renklerine boyayacaklarının farkındalar mıydı, bilinmez. 100 kişi civarındaki kalabalık Galatasaray Meydanına yürüdü ve o sene ilk defa yapılan Hormonlu Domates Ödüllerini dağıtarak LGBT hareket içinde yeni bir gelenek yarattı.

Sonraki yıl yürüyüşe katılım 5 kat arttı. Türkiye’nin farklı illerinden gelenler oldu. LGBT örgütleri yürüyüşe pankartlarıyla katılarak sözlerini söylediler. Misafirimiz olan Belçika Onur Yürüyüşü Organizasyonu’nun bize armağan ettiği kocaman gökkuşağı bayrağı ise yürüyüş katılımcılarının ucundan tutmak için yarıştığı, altından çığlıklar atarak koştuğu, binalardan çekilen fotoğraflarda bu yürüyüşün LGBT Onur Yürüyüşü olduğunun net bir şekilde görünmesini sağlayan en önemli simge haline geldi.

Her geçen yıl yürüyüşün katılımcı sayısı arttı. 1000, 2000, 5000… Her sene “bir sonraki sene Taksim’e sığmayacağız” yorumları yürüyüşten sonraki en popüler yorumlar arasındaydı. LGBT haklarını destekleyen milletvekili adayları, milletvekilleri, sanatçılar da bu yürüyüşte görmeye aşina olduğumuz simalar haline geldiler. Dünyanın doğusundan ve batısından katılım olmaya başladı. Toplumun pek çok kesimi Onur Yürüyüşünü sahiplenmeye başladı. 2008 yılında yürüyüşe Dernek Kapatma Davası ve LGBT aile bireylerinin kurmuş olduğu LİSTAG’ın katılımı damgasını vurdu. Artık anne, babalarımız,

kardeşlerimiz, arkadaşlarımız da gün sayar ve bizimle birlikte yürür olmuştu. Yürüyüş rotası coşkulu kalabalığa yetmemeye başladı, son durak olarak Tünel Meydanı belirlendi. Hormonlu Domates Ödül Töreni kendi başına bir etkinlik haline gelip salonlarda gullüm eşliğinde dağıtılmaya başlandı. Yürüyüş tek başına hepimizi aşan ve birlikteliğimizin gücünü hissetmemizi sağlayan toplumsal bir fenomen haline geldi.

2012
Bu sene ise Onur Yürüyüşü bizi yine şaşırtmadı, her sene olduğu gibi öncesinden daha kalabalıktık. Katılımcı sayısına dair çeşitli rivayetler var. Sohbetlerde ve sosyal medyada 15.000 – 20.000 kişi yürüdü diye konuşuluyor. Bir önceki sene yaşanan heyecanı arkadaşlarından dinleyen, sosyal medyada dolaşan fotoğraf ve videoları gören bir çok kişi “ah nasıl kaçırmışım, seneye ben de katılacağım” diyor, bir sene giden sonrakinde tutuyor arkadaşlarının elinden alana getiriyor, her seferinde Onur Yürüyüşü daha kalabalık geçiyor.

Onur Yürüyüşünü organize eden arkadaşların dağıttığı “Velev ki ibneyiz”, “Genel ahlaksız”, “Lezbiyenler vardır”, “Annenim yanındayım”, “Dön-me-yiz!”, “Anayasa’da cinsel yönelim, cinsiyet kimliği”, “Alışın her yerdeyiz!” yazılı lolipopların yanısıra, LGBT örgütlerinin pankartları, gökkuşağı bayrakları, katılımcıların hazırlayıp getirmiş olduğu dövizler, herkesin bir köşesinden tuttuğu kocaman gökkuşağı renkli bayrak, “devletin başına ibne gelecek”, “devletin başına dönme gelecek”, “susma haykır translar vardır”, “susma haykır lezbiyenler vardır” gibi sloganlar, Direnişin Ritmleri’nin müzik ve dansıyla çağıldayan, varoluşunu haykıran bir kalabalık. Tam bir cümbüş.

Onur Yürüyüşü’nü besleyip büyüttükçe o da vefa gösteriyor, kırmıyor bizleri ruhlarımızı yüceltiyor, dünyada olduğumuzu, yaşadığımızı hissetmemizi sağlıyor. Tam bir karşılıklı aşk hikayesi. Ne bir kapris, ne bir küskünlük. Tünel Meydanı’nda yürüyüş sonlanıp basın açıklaması yapıldıktan sonra insanlar hemen dağılmıyorlar. Birkaç senedir böyle. Güzel geçen bir kaç saatin hemen sonlanmasını istemiyor, arkadaşlarıyla sokakta oturarak yürüyüş yorgunluğunu birlikte atıyorlar. Nihayetinde orayı bırakıp yola çıkanlar ise, ellerinde lolipoplar, dövizler ve bayraklarla dağılıyorlar meydandan. İstanbul’un hangi sokağına doğru gidiyorlarsa alanda ifade ettikleri cümleleri de yanlarında taşıyorlar, Onur Yürüyüşü İstiklal Caddesi’nin sınırlarını aşıyor. Şu an kimbilir kaç kişinin evinin duvarlarında, kütüphanesinde yürüyüşten sözler asılı.

Katılım bu kadar geniş olunca, yürüyüş sonrası sosyal medyada çeşitli tartışmalar yapıldı. Dövizlerdeki ve sloganlardaki ibne kelimesini, yürüyüşün neşeli, kostümlü halini eleştirenler oldu. LGBT hareketinin toplumla temas ettiği alanlardan en geniş katılımlı etkinlik olan bu yürüyüş doğal olarak hareketin söylem ve yöntemlerine dair farklı görüşlerin açığa çıkması ve tartışılmasına olanak sağlıyor. Biz de tartışmalar internetle kısıtlı kalmasın, biraraya gelelim, nasıl yaşıyoruz, nasıl algılıyor ve değerlendiriyoruz konuşalım, paylaşalım istedik ve 15 Temmuz günü Lambdaistanbul’da “Onur Yürüyüşü’ne gittim!” temalı bir deneyim paylaşımı etkinliği gerçekleştirdik.

Etkinliğe katılanlar bakış açıları birbirlerine yakın insanlardı, o nedenle yukarıda bahsettiğimiz amacımızı gerçekleştiremedik, farklı görüşlerden kişilerin birbirlerinin yaklaşımlarını dinlemelerine olanak yaratamadık. Bu anlamda biraz tek sesli olsa da, etkinliğimizde dile getirilenleri paylaşmak isteriz. Öncelikle herkes alanda bu kadar kalabalık bir topluluk olarak bulunmanın kendilerini çok mutlu ettiğini paylaştı. Kağan “Bu benim katıldığım üçüncü Onur Yürüyüşü’ydü. Çevremdeki insanlara açılmamla paralel bir seyir izledi yürüyüşlere katılmam. İlk sene kimse bilmiyordu, İstanbul’a ilk geldiğim zamanlar, tek başıma, çekinerek gitmiştim. İkinci sene ibne :) arkadaşlarımla gittim. Ve bu sene de iş yerinden arkadaşlarımla katılmıştım yürüyüşe. Seneye de artık akrabalarımla katılırım :). Benim için böyle güzel bir yanı var yürüyüşlerin. Yalnız olmadığımı gün be gün hissediyorum.” diyerek alandaki kalabalığın yıllar içerisinde nasıl geliştiğini kendi deneyimi aracılığıyla özetlemiş oldu.

Sema 2007’de katıldığı ilk yürüyüşte etrafında bu kadar çok LGBTXYZ… olduğuna inanamamış, kendini çok güçlü ve mutlu hissetmiş, “demek dünyada heteroseksüeller her gün bu duyguları yaşıyorlar” diye düşünmüş. Ondan sonra da hiç bir sene yürüyüşü kaçırmamış: “O gün etrafımdaki herkes sanki ‘sapkın’dı ve ‘ahlaksız’dı. Her yürüyüşe çok büyük bir heyecanla katılıyorum.”

Baskılara, zulme, tecride rağmen yürüyüşün bu kadar kalabalık olmasını çok değerli bulduğunu söyleyen Burçin ekliyor: “Umarım bu tür yürüyüşler sadece Taksim’de değil, hem İstanbul’un hem de Türkiye’nin diğer yerlerine de yayılır. Böylece sesimiz daha güçlü duyulur.” Burçin’in dilekleri etkinliğe katılan başkaları tarafından da dile getirildi. On yıl önce bizim olmayan sokaklarda ortaya çıkan görünürlüğümüz neden Türkiye’nin dört bir yanına dağılmasın. Son yıllarda bir çok ilde gerçekleştirilen etkinlikler ve örgütlenmeler LGBT hareketinin bu yönde gittiğini gösteriyor.

Heteroseksüellerin de yoğun katıldığı bu yürüyüş için Kıvanç siyasal iktidarın cinsellik ve beden üzerinden gerçekleştirdiği bu günlerde Onur Yürüyüşü cinsel özgürlük anlamında sadece LGBT bireyler için değil heteroseksüeller için de çekim alanı olduğunu söyledi: “Beni 2012 yürüyüşünde en çok mutlu eden göz kamaştırıcı bir kalabalığın toplanması oldu. Çok gurur duydum. Üreme tertibatı dışında her türlü cinselliği yok sayan, kadını taşıyıcıya indirgeyen, üreme dışı her tür cinselliğe getirilen sansür üzerinden düşünceyi kontrol altına alma amacı güden yeni cinsel rejime karşı direniş adresinin Onur Yürüyüşü olduğunun görülmesi güzeldi. Aslında gurur duyduğum noktayla şikâyet noktam aynı sayılır: tam da aynı sebepten birçok gruba ulaşamadım. Geldiğimde TransBlok’a eklemlenmek istiyordum. Yürüyüş sırasında tüm İstiklal’i dolaşmama rağmen görmedim bile. Galiba kalabalığın arasında tek kişi erimek de çok kötü bir fikir değil.”

Konu ibne kelimesi etrafında yapılan tartışmalara gelince Leman bir anısını anlattı: “İstanbul LGBTT’de bir toplantıya gidiyorum ve köşede ‘buraya çöp atan ibnedir’ diye bir yazının yapıştırıldığını görüyorum. Altında da bir adam duruyor. Adama gidip ‘ben ibneyim, buraya mı çöp atayım yani’ diyorum. Öyle soğuk sert bi ifadeyle falan da değil. Adam bi afallıyor, ne diyeceğini şaşırıyor falan. ‘Yok yani biz küfür olarak yazmadık, vs. vs.’ diye kekelerken ben ‘yok ayol, küfür demiyorum, ben ibneyim gocunmuyorum ve soruyorum buraya mı çöp atalım istiyosunuz’ falan diyip adamı afallamasıyla bırakıp gidiyorum eğlenerek. Vee ertesi gün aynı sokaktan geçerken bir bakıyorum ki yok o yazı. :))” “Velev ki İbneyiz!” dövizinin imlediği gibi ibne kelimesini kendinden bahsetmek için kullanmanın hakaret amaçlı kullananların elinden koz almak anlamına geldiği, “kabul edilmek için cici çocuklar olmamız lazım” yaklaşımı yerine LGBT bireylere bakanların kendi önyargılarını sorgulamaları gerektiği şeklinde görüşler paylaşıldı.

Konuşulan bir diğer konu da Sosyalist EBT’nin “Karnaval değil, Direniş”, “Eğlenceli değiliz, öfkeliyiz” gibi sloganlarıydı. Sosyalist EBT’nin alanda yaklaşımlarını ortaya koyması değil de, yürüyüşten sonra internette yayınladığı çeşitli yazılarda kendisi dışındakilerin alandaki varlıklarını sorgulaması ve oraya gelenleri sanki tek bir örgütten brifing almış da ona göre gelmiş gibi değerlendirmeleriydi. Yürüyüşe gelen kişilerin hangi kıyafetleri giyeceğine dair merkezi bir karar alınmayıp, tam tersine amacın katılımcıların varoluşlarını yaşamak, ortaya koymak için imkan buldukları bir alan yaratmak olduğu konuşuldu. Yeşim buradaki yaklaşımı “Toplumsal hareketlerin bireye yaklaşımı nasıl bir siyasi çizgi izlediklerinin en büyük göstergelerinden biri. Alana gelenleri orada varoluş gösteren birbirlerinden farklı özneler olduklarını görmek ve anlamak gerekiyor. İnsanlar ihtiyaçları doğrultusunda toplumsal hareketler yaratır ve bu hareketlere katılırlar. Beraberliğimizden, birbirimizden aldığımız güçten ortaya çıkardığımız bu alanı birilerine ait olarak görmek ve onlarla bir iktidar mücadelesine girmek, bizzat oradaki özneler tarafında boşa çıkarılır zaten. Bu alan kimseye ait değil. Hep beraber yaratıyoruz. Yarattıkça birbirimizle karşılaşıyor, tanışıyor ve dönüşüyoruz.” diyerek eleştirdi. Sema alandaki coşku ve renkliliğin kendisi için neler ifade ettiğini anlattı: “Her sene heyecanım yürüyüşte ne giyeceğim telaşıyla kat be kat artıyor. Bu yıl yürüyüşte çeşitli kostümler giymek, yürüyüş sırasında soyunmak, içki içmek gibi şeyler birtakım insanlar tarafından çok eleştirildi. Ben tüm bu eleştirilerin tersine varoluşlarımızı bedensel olarak da ifşa etmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Norma uymayan, ötekileştirilen, marjinalleştirilen varoluşlarımızı şehrin merkezine taşımış oluyoruz bu sayede. Norm olanı, normal olanı, düzgün olanı, olması bekleneni yıkıp, kırıp, bozup, tersyüz edip, altını üstüne getirip, içini oyup bu sayede çok çeşitli olan cinsiyet ifadelerimizi kamusal alanda görünür kılıyoruz. Aynı zamanda nefret cinayetleriyle, kesilen para cezalarıyla, her türlü ayrımcılıkla çoğalan acımıza, yasımıza üzüntümüze, mutsuzluğumuza rağmen, bizden beklenen boyun eğme, sessiz kalma gibi eylemlerin tersine, gullüm ederek, eğlenip, coşup, dans ederek iktidara karşı direniyoruz diye düşünüyorum.”

Etkinlik LGBT görünürlüğü, özgürlük, mücadele yöntemleri gibi tartışmalara evrildi. Bu noktada Emre’nin bahsettiklerini aktarmalıyız: “Özgürlük garip bir şey… Rahat edebildiğin bir çatının altında ondan bahsetmek, yaşlı bir ninenin torununu itekleyip doğru otur demeyeceği, azarlamayacağı birkaç saati yaşamak, tabağındakiyle yetinmek gibi… Trans eşcinsellikten bahsederken mutlu oluyorum. Çoğu insanın bilmediğini LGBTT içinde de dillendirmek, anlaşılmayı daha onurlu kılıyor. Bir trans erkek ve trans gey olarak yaşamak zor değil ama görünür olmak için uğraşmak gerekiyor. Ailem nihayet trans erkek olduğumu kabul ettikten sonra onlara gey olduğumu da söyledim. Babam ‘kutudan başka ne çıkacak?’ diye sordu. Toplumun önyargılarını artık çok da umursamıyorum. Önyargıları yıkmak için eğitime ilk önce ailelerden başlanmalı.”

2012’de LGBT Onur Yürüyüşü İstiklal Caddesi’ne sığmadı. O Pazar oraya gezmeye gelenlere binaların kenarında yürüyecek çok az bir kısım kalmıştı. Artık Onur Yürüyüşü’nü başka bir rotada, yürüyüş sonrası konser de olacak bir miting şeklinde düzenleme fikri yürüyüş sonrası yavaş yavaş dağılan kalabalık içerisinde en çok konuşulan konulardan biriydi. Yılda bir bu kadar kalabalık biraraya gelen bizler, yıl içerisinde toplumda ne değişimlere neden oluyoruz kimbilir. 1.000 kişi yürüdüğünde “vayy ne kalabalığız” demiştik. Artık kalabalık kelimesi gördüklerimizi tanımlamaya yetmiyor. Her yıl Onur Yürüyüşü yaşamlarımızı geri dönülmeyecek şekilde değiştiriyor. Bu geniş katılım ve değişimlerin LGBT hareketi içerisinde farklı tartışmaların önünü açmasını, yeni deneyim paylaşım alanları yaratmasını diliyoruz.

Okan Thedimi, Yeşim Tuba Başaran

Previous post:

Next post: