Tüm hakaretlerin adresi, LGBTT’ler

Türkiye’de anaakım medyada lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel bireylerle ilgili haberler eskisine göre daha sık görülüyor. Çoğalması iyi ama içeriği keşke çoğalmasa dedirtiyor. Kısa bir süre için sadece bu haberleri okusanız kendinizi hiç de iyi hissetmezsiniz. Bu haberlere konu olanlar ve haberleri yazanlar için LGBTT bireyi olmak demek “sapkın”, “hasta” olmak demektir. Bazen de bunu direkt yazmazlar ama cinsel yönelimleri veya cinsiyet kimlikleri “hakaret” olarak algılarlar.

Son örneği Seren Serengil’den gelmiş. Kendisini (aslında kıyafetini) eleştiren  radyocu Sema Eryiğit’e transseksüel demiş. (Haberin linki burada.) Radyocu pek etkilenmemiş ve demiş ki “bana transseksüel diyen kişinin transseksüel arkadaşları var, şimdi bu hakaretse onlara da hakaret etmiş olmuyor mu?” valla iyi cevap ama  sonrası kötü.  “Dava açsam kazanırım, ama bu tam da albümü çıkmışken onun reklamı olur” demekten geri kalmamış.

Bu haberi okuyunca aklıma  benzer iki haberi daha geldi. Biri Şenay Akay’ın kendisine lezbiyen imasında bulunan gazeteciye açtığı hakaret davasının haberi, diğeri de Öczan Deniz, Şebnem Schaeffer arasındaki cinsiyetçilik ve homofobiyi içeren madilik (sözlü kavga) serisinde Özcan Deniz’in  “bana biseksüel dedi” diye Ş.Schaeffer’e açtığı hakaret davasının haberi.

Neden insanlar bir başkasına cinsel yönelimi (eşcinsel, gey, biseksüel, lezbiyen) ve/veya cinsiyet kimliği (transgender, travesti, transseksüel) üzerinden hakaret eder? Bu kimlikleri kendilerinden aşağı, değersiz gördükleri için mi? Peki neden değersiz ve aşağı görürler? Zararlı gördükleri ve/veya korktukları için mi? Soruları arka arkaya dizdim kusura bakmayın.

Çoğu insanın bu  kimlikler hakkında pek bir şey bilmediğini düşünüyorum. Bir kısa film seyretmiştim. Orada bir kampüste öğrencilere soruyorlardı lezbiyen, biseksüel, gey, travesti, transseksüel nedir diye cevapların çoğu kulaktan kulağa ve medyadan zihinlere çakılmış basmakalıp tanımlamalardan oluşuyordu. Birçoğu da tanıdıkları hiç lgbtt bireyi olmadığını düşünüyordu. Çoğu lgbtt bireyi de bu var olan önyargılardan dolayı sosyal çevrelerinden dışlanacakları, psikolojik, fiziksel şiddete uğrayacakları korkusundan ailelerine, arkadaşlarına, iş çevrelerine açılamıyorlar. Lgbt örgütlerinin ayrımcılık ve şiddet raporlarına bakarsanız bunların haklı korkular olduğunu görebilirsiniz.

Haberlerin konusu olan kişiler hakkında bir şey yazmadım. Çünkü ister lgbtt bireyi olsunlar ya da olmasınlar bu önyargılardan, yargılardan nasiplerini aldıklarını görüyoruz.

Burada çok sistemli bir baskılamadan bahsediyoruz. Ki yakın zamanda lgbtt bireylerinin “aile”, ve  “çocuklara” zararlı olduklarını bazı bakanların ve akademisyenlerin  “resmi ağızlarından” duyduk.  “Askerlik”, “eğitim” ve “din” gibi kurumların eşcinsellik, biseksüellik, transgender, travesti ve transseksüellik hakkında ne düşündüklerini basına ve raporlara yansıyan uygulamalardan biliyoruz. Gazete, televizyon ve internette ise hergün benzer yargıları okuyor, görüyoruz.Bence hakaret basit bir söz değil, bu sistemli baskının genelde vücut bulmuş en basit halidir.

Bazen bu haberleri okurken şöyle bir rüzgar gelip diyor ki, belki de biz kendini lezbiyen, biseksüel, travesti, transseksüel, transgender,  gey olarak tanımlayanlar bu şiddeti deşifre etmek için karşı dava açmalıyız. Kim bilir?

Aligül Arıkan

Previous post:

Next post: